İzlediğim maçların, gittiğim stadyumların haddi hesabı yoktur. İstanbul’da da maç izlemişimdir, Yunanistan-Selanik’te de Rusya-Krasnodar’da da Şili-Santiago’da da. Kar kış dememiş düşmüşümdür hep yollara. Bazen “Sana adanmış bütün hayatlar” diye mırıldanmışımdır. Bazen ise bir şampiyonluk türküsü dolanmıştır dilime. Sarıda benimdir kırmızıda. Siyahta benimdir beyazda. Lacivertte benimdir Bordoda. Böyle bir aşk benimki.

Bir gün spor yapmaya giderken çalan telefonuma baktığımda arayan tribünden tanıştığım arkadaşım Doğancan Gümüş’tü. Kendisinin askere gideceğini yerine de birini bırakması gerektiğini söylediğinde hiç tereddütsüz kabul ettim teklifini. Sizlerin hobisi, benim çocukluk aşkım artık işim olacaktı. Heyecanlıydım. İstanbul’un köklü kulüplerinden BEYLERBEYİ Spor Kulübü’nde işe başlıyordum.

Doğancan 1 ay sonra askere gitti. Emanetin emanetimdir diyerek işine sahip çıktım. Günler haftaları, haftalar ayları kovalarken bir iç sahada, bir deplasmandaydım. Peş peşe gelen galibiyetlerle işime biraz daha bağlanıyordum. İçten içe de ayağım uğurlu geldi diye düşünüyor, kimseye bir şey belli etmiyordum. Derken bir üst lige çıkabilmek için play-off finali oynama vakti geldi. Ya kazanacaktık ya kaybedecek. Zorunlu bir sebepten dolayı gidemediğim final maçını penaltılarda biz kaybetmiştik. Günlerce kimseden ses çıkmamış, üzülmek ne kelime adeta kahrolmuştuk. Sanki et tırnaktan ayrılmıştı. Sonra bunu da atlatıp yeni sezon için hazırlıklara başlamıştık. Yeni sezonda istediğimiz gibi gitmeyen sonuçlarla karşı karşıyaydık. Bu sefer de üzüldükçe üzülüyor, kimseye bir şey belli etmemeye çalışıyordum. Olmuyor, kötü sonuçlar geldikçe geliyordu.

Kısacası iyi günümü de Beylerbeyi’nde geçirdim, kötü günümü de. Hastalığımda da yanımda oldular, sağlığımda da. Beraber yedik, beraber içtik. Doyduk sofradan beraber kalktık.

Zaman geçtikçe futbolun bütün iç yüzünü yavaş yavaş görüyor ve yaşıyordum. Her gün geriye dönüp baktığımda başlangıcım dünmüş gibi geliyordu. En sonunda da bir gün başladığım yere geri döndüm. 1,5 sezon emek verdiğim işin sonuna gelmiştim. Ayrılıyordum. Beylerbeyi’nde ki görevim bitiyordu. Peki ya futbola olan aşkım? Sonunda ayrılık olmayan ayrılıktı bizimkisi fakat can acıtıyordu. Atilla İlhan’ın da dediği gibi;

“Çünkü ayrılmanın da vahşi bir tadı var
Çünkü ayrılık da sevdaya dahil
Çünkü ayrılanlar hâlâ sevgili
Hiçbir anı tek başına yaşayamazlar
Her an ötekisiyle birlikte
Her şey onunla ilgili”

NOT: Kulüp başkanı Mustafa Yazıcı’ya, kadim dostum Doğancan Gümüş’e, kulüp çalışanlarına ve futbolcu arkadaş/kardeşlerime teşekkür ediyorum.

Paylaş

İstanbul Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Spor Gazeteciliği mezunu