Hava sıcak, ortalık sağa sola koşuşan insanlarla doluydu. Rio de Janeiro’da heyecan dorukta, nabızlar yükselmişti. Tribünler tıklım tıklım adeta nefes almaya bile yer yoktu. Tam tamına 199.954 seyirci mabede gelmişti. Corcovado dağındaki Kurtarıcı İsa Heykelinden görünen tribünlerde, herkes canından çok sevdiği ülkesinin kazanması için dua ediyordu.

Yaklaşık iki yüz bin kişi hep bir ağızdan milli marş okuyunca Uruguaylı futbolcu Julio Perez, tribünlerin etkisinden altını bile ıslatmıştı.

Futbol ya bu tek kazananı olacaktı. Birileri sevinçten ağlarken diğerleri hüzünden göz yaşlarını tutamayacaktı.

Öyle de oldu…

Uruguay’a 2-1 mağlup olan Brezilya’da o an hayat durdu. Brezilya kupayı kaybedince intihar eden de oldu, hüngür hüngür ağlayanda. Hatta saatlerce boş sahaya bakan binler bile oldu. Saatler önce çocuklar gibi şen olan tribünler bu kez hüzne şahitlik ediyordu.

Kim bilebilirdi ki 1950 Dünya Kupası finali için yapılan Maracana Stadyumu, önce Pele’nin sonra da bir genç kızın hayatını değiştirecek.

Final maçını Uruguay’a kaybeden Brezilya herkesi olduğu gibi Dondinho’yu da üzmüştü. Bunu gören oğlu “Sana söz veriyorum bir gün senin için Dünya Kupası’nı kazanacağım” demiş ve dediğini de yerine getirmişti.

Sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı…

Pele’nin ilk golü mü dersin, 1000’nci golümü. Yoksa son milli takım maçımı. Ya da Zico’nun dünyaya ün salan golleri mi demeli. Ya da biraz düşünelim Flamengo – Fluminanse derbileri mi söylenmeli. Peki ya Botafogası, Vasco da Gaması… Dünya Kupaları unutulur mu Maracana Stadyumu’nda.

1950’den 2014’e…

Yine bir Haziran ayıydı. Hava o gün ki gibimiydi bilemem ama yine de alışık olduğumun üzerindeydi. Dünya Kupası’nı takip etmek için gitmiştim Rio de Janeiro’ya. Belki o gün 1950’deki gibi 200 bin seyirci yoktu tribünlerde ama 65 bin taraftarı gördüm orada. Yanımda FIFA kokartlı hakemimiz Cüneyt Çakır. Önümde Rusya – Belçika maçı… Bende de bir hüzün vardı. Gözlerim buğulu izliyordum karşılaşmayı. Belki Julio Perez gibi altımı ıslatmamıştım ama 65 bin taraftar beni de heyecanlandırmıştı. Dünya Kupası’ndaki ilk maçımı da son maçımı da orada izledim. Gazeteciliğin ilk adımlarını attığım yıllarda beni de tarihine yazmıştı Maracana.

Geçtiğimiz günlerde elimde kahvem internette gezerken okuduğum Maracana haberi bu dizeleri şekillendirmişti kafamda. Bir zamanlar tarihe şahitlik eden futbol mabedi yağmalanmıştı. Favela’da insanlar açlıktan kırılırken eteğindeki 300 milyon avro harcayıp yenilenen mabed, terk-i diyar edilmişti. O zamanda gidip gördüğüm Favela halkı; duvar ve tavandaki bakır kabloları, LED ekranları, yangın söndürme cihazlarını, sulama hortumlarını ve üstadım, büyüğüm, efsanevi spor gazetecisi Mario Filho’nun da büstü paraya çevrilmek üzere yağmalamışlardı.

Ne söyleyecek bir söz ne de yazacak kelime vardı bu olanlar karşısında. Belki de Pele’nin, Zico’nun, benim ve nicelerinin hatıralarının yaşandığı Estadio Maracana artık tarihin tozlu sayfalarına gömülecekti.

Paylaş

İstanbul Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Spor Gazeteciliği mezunu