2012-2013 sezonuydu…

Takvimler 17 Mart 2013’ü gösteriyordu. Göztepe sahasında Karşıyaka’yı ağırlayacak ve İzmir derbisi oynanacaktı.

Maç başlamış, Karşıyaka deplasmanda Cihat Arslan önderliğinde ev sahibi ekibi 2-0 mağlup ediyordu. Dakikalar ilerledikçe kartlar havada uçuşuyor, biraz sonra gelecek olay sanki sinyal veriyordu. Televizyonun başında bu maçı izlerken dakikalar sonra maçın seyrinin değiştiğini ve adrenalin tavan yaptığı anlara şahitlik ettim.

Daha önce adını hiç duymadığım bir futbolcu, maçın hakemi Hüseyin Sabancı’nın bir anda boğazına yapışmıştı. Daha önce bu olayı 1 kere daha görmüştüm. (Engin Baytar-Cüneyt Çakır) Mesleğe yeni başlamış lığın vermiş olduğu refleksle 39 numaralı formayı giyen oyuncuyu araştırmaya koyuldum. Maç bitmiş ev sahibi Göztepe ezeli rakibini 3-2 mağlup etmeyi başarmıştı. 39 numaralı oyuncu da PFDK’ya sevk edilmiş ve 14 maç ceza almıştı.

Tüm futbol severler şaşkınlık içerisindeydi. Evet hakemin boğazına yapışmak hoş bir hareket değildi fakat bir futbolcunun da 14 maç ceza alması da bir o kadar…

Aradım taradım sonunda 14 maç ceza alan oyuncuya ulaştım. Mütevazi tavrıyla geri çevirmedi isteğimi. Konuyla alakalı ilk röportajı almış sonrasında da olaylı maçın formasını kapmıştım. Böyle başlamıştı bizim arkadaşlığımız, dostluğumuz.

İzmir’e her gittiğimde, İstanbul’a her geldiğinde arardı. Oturur uzun uza konuşur, sohbet ederdik. Çok azarını işittim, çok tavsiyesini dinledim. Yeri geldi ekmeğini yedim. Bir keresinde Elazığ’a maça gitmiştik arkadaşlarla, üşenmedi Diyarbakır’dan geldi bizi misafir etti. Yetmedi ne zaman arkadaşlarım o tarafa gitse onları da misafir etti. Misafirperverliğini anlatmaya kelimeler yetmez.

Sonra bir ara yurtdışına gittim. Orada da bana çok destek oldu. “Paran yoksa para gönderiyim” demişliği bile var.

Her maçından, her golünden sonra konuşurduk. Yaşıtları futbolu bıraktığı halde kendisini 23-24 yaşında gibi hisseder, o şekilde maçlara hazırlanırdı.

En son Kahramanmaraş deplasmanında oynayacakları maçtan önce aradı. Biraz sitemli, biraz kızgındı…

Son konuşmamızmış…

Önce biraz azarladı. Sonra yine dayanamadım ben aradım seni gasteci kız dedi. 1-2 dakika konuştuk biraz oradan buradan. “Gasteci kız maça çıkacağım hadi uzatma kapa” dedi. “Ya 50 yaşına geldin hala oynuyorsun be şu futbolu” dedim. “Ulan daha yaş 35 yolun yarısı” dedi. Gülüştük. Hiç kapatmak istemedim o an. Hadi hadi maça hazırlanacağım kaptan olmak kolay değil dedi. Biraz daha uzattım konuşmayı hepi topu 5 dakikayı bulmuş son konuşmamız.

Ölüm haberini öğrendiğim gün bir arkadaşım adını büyük harflerle yazmıştı sosyal medya hesabına. “Kupa maçı vardı da yine gollerini mi konuşturdu acaba?” diyip önce fikstüre baktım. Sonrasında takımının maçı olmadığını gördüm. Sonrasında “ŞEHMUS ÖZER” diye arattım search’te. İşte o an ciğerim yandı. Nefes alamadım. Daha iki gün önce sesini duyduğum arkadaşım artık aramızda yoktu.

35 plakalı arabasıyla, 35 yaşında yolu bitirdi Şehmus…

Paylaş

İstanbul Üniversitesi Spor Bilimleri Fakültesi Spor Gazeteciliği mezunu